kelebek
06-04-2009, 09:16
Mu (Kıtası),Büyük Okyanus'ta yer aldığı ve 70 bin yıl önce battığı iddia edilen efsanevi batık kıta.
İlk kez James Churchward tarafından ortaya atılan, geçmişte üzerinde ileri bir uygarlığın bulunduğu, Pasifik Okyanusu’nda bir kıtanın varlığı konusundaki görüş, çeşitli belge ve bulgular mevcut olmakla birlikte, henüz arkeologlar arasında yaygınlık kazanmamış bir görüş veya bir varsayım olmaktan öteye gidememiştir. Türkler'in de Mu Kıtasından geldiği söylentileri de varsayım olarak eklenmiştir. Mu Kıtası, Türkiye'nin ilk cumhurbaşkanı M. Kemal Atatürk'ün talimatıyla kurulan bir ekip tarafından araştırılmıştır.
Varsayımı savunanların görüşleri
Yeryüzünde oluşan ilk kıtadır
Polinezya, Mikronezya ve Melanezyao kıtadan geriye kalan günümüzde ki takım adalarıdır.
Kıtanın altında yer alan gaz odalarının patlamasıyla birlikte 12 bin yıl önce 64 milyon nüfuslu ada sular altına gömülmüştür.
Mu’lar günümüze kıyasla manevi olarak çok ilerideydiler
Dört ırktan oluşan kıtada yazı dili farklı olmasına rağmen konuşma dilleri aynıydı
Mu uygarlığının varlığını desteklediği öne sürülen çeşitli bulgular şunlardır:
Büyük Okyanus’un tabanında sıradağların uzandığı Pacifica plakasının keşfi.
Mikronezya’nın Carolin Adaları’nda az nüfuslu yerlilerin yapamayacağı dev kalıntılara rastlanmıştır
Carolin Adaları’ndan, üzerinde az sayıda yerlinin yaşadığı Ponape Adası’nda duvarlarının yüksekliği 10 m.yi aşan bir tapınak, yontulmuş muazzam bazalt blokları ve bir piramit keşfedilmiştir. II. Dünya Savaşı’ndan önce Ponape kıyılarına dalan Japon dalgıçlar, deniz dibinde mercanlarla kaplı caddeler, taş kubbeler, sütunlar, taş anıtlar, ev kalıntıları, yazılı taş levhalar ve platin tabutlar gördüklerini bildirmişler ve bir miktar platin çıkarmışlardır.
Ponape’den fazla uzakta olmayan Nan Madol Adası’nda çoğunun ağırlığı on tona varan binlerce bazalt sütun bulunmakta, bunlardan kurulu yapı ada dışına taşıp denizaltında devam etmektedir
Cambier adasında Mısır mumyalarından daha eski mumyalar keşfedilmiştir.
Ancak bu bilgilerin hiçbiri Mu efsanesine delil olarak gösterilememiştir.
Mu kıtası hakkında en ayrıntılı bilgiyi James Churchward'ın Bir manastırda bulduğu ''naacal tabletleri''ne dayanan yazıtlardan alıyoruz.
Naacal Tabletleri ya da okunuşuyla Naakal tabletleri varsayımsal yitik uygarlıklardan Mu Uygarlığı'nın bilim rahipleri Naacaller’in tek tanrılı Mu dini ve kozmik bilgilerine ilişkin bilgilerinin yazıya geçirildiği tabletlerdir. Herhangi bir müzede sergilenmeyen bu tabletler Mu araştırmacısı James Churchward’un iddiasına göre Tibet’teki bir manastırın arşivinde bulunmaktadır. Bu manastırdaki rahibin açıklamasına göre, çok eskiden Orta-Asya’da yaşanan bir doğal felaketin ardından artakalan, Uygurlar’a ait Naakal tabletleri Tibetliler’in ataları tarafından Tibet’e taşınmıştır.
James Churcward elli yılı aşkın bir zaman içerisinde tüm dünyayı dolaşarak Mu ile ilgili pek çok belge elde etmiştir. Tbet bir mabedin başrahibi (rishi) tarafından kendisine gösterilen ve okutulan tabletler Naacal bilgilerini içermektedir. Churchward tabletleri okuyabilmek için Naga-Maya adını verdiği dili de, söylediğine göre, bu rishi’den (Doğu’da üstad anlamında kullanılan bir terimdir)
Naacal tabletleri'nden bazı ifadeler;
''Ulu büyük Melik'in… Ulu Hükümdarın, Yüce Tanrının karada gücü nedir? O Melik nebatatı büyütür, gökyüzünün rengini değiştirir... Bizi genç bitkilere, taze sürgünlere, yeni filizlere karşı müşfik kılan, bize gök yüzünün çeşitli renklerini seçtiren, yükselen bulutlan gösteren, parlak yıldızlar ile beraber gelen nimetleri, hafif çiyi, serinletici yağmuru gönderen, .güneşi;. ayın ışığını sevdiren büyük Melikin, Ulu Hükümdarın, Yüce Tanrının kudretini kâinat selâmlasın!... O, arzda insan yaratmış, insanları çoğaltmış, emirlere emir dinleyecekler, emir dinleyeceklere emirler ihsan etmiştir. İnsanları yaratan, emirlere salâhiyetler sunan, tebaaları itaatli kılan büyük Meliki, Ulu Hükümdarı, Yüce Tanrıyı kâinat alkışlasın.... Büyük Melikin, Ulu Hükümdarın, Yüce Tanrının denizde gücü nedir? O Melik gümüş balıklarını, yılan balıklarını, maymun balıklarını, ıstakozları, derin sularda yüzen iri balıkları, denizdeki diğer çeşit balıkları ve sair şeyleri deniz ile beraber halk etmiştir. Bu Yüce Hâlikı kâinat selâmlasın!... Bizi sineklerin, böceklerin, kurtların, diğer haşerelerin zararlarına karşı dayandıran odur. Onu, her şeyin Halikını, kâinat dualar ile yücelesin!
Mu kıtası sıcak, fakat pek münbit ve mahsuldar, ovalık bir memleket idi. Her tarafı güzel çayırlar, meralar, düzlüklerde bitmiş zengin ormanlar süslüyordu. Akışları sakin, muntazam, geniş yataklı, seyrüsefere fevkalâde müsait nehirler kenarında kalabalık nüfuslu, büyük, zengin şehirler vardı. Dünya cenneti denmeğe lâyık olan bu kıtada hiç yüksek dağ yoktu. Dağlar yalnız orada değil, dünyanın başka taraflarında da henüz fazla yükselmemişti. Mu ve Muluların mevcudiyeti yeryüzünde büyük dağların teşekkülünden evvelki jeolojik zamana, üçüncü arz devrine tesadüf ediyordu. Mu ormanlarında ve sularında bu devrin hayvanları yaşıyordu. Mu insanları her nevi hayvanı muti bir hale getirmenin yolunu biliyorlardı. Koca kıtayı pek düzgün yollar ile kurşuni örümcek ağını örnek tutarak örmüşlerdi. Yollar nereden başlar, nerede biter, kestirilemez idi. O kadar mükemmel yapılmışlardı ki, kalıntıları karşısında günümüzün mühendisleri, kaldırım ustaları gözlerine inanamamaktadırlar. Main şeklindeki kaldırım taşları yan yana konuvermiş değil, birbirine kopmayacak surette eklenmiştir. Ne taraftan bakılsa kenarlar hattı müstakim teşkil eder.
Mu kıtası ahalisi, bir hükümetin idaresi altında on kabileden terekküp ediyordu. Hükümet reisine Mu'nun güneşi: tacı, hükümdarı,,hâkimi, emîri mânasına Ra-Mu deniyordu. Ramu'lar ahaliyi Tanrı'nın vahiy ettiği mukaddes yazılar ahkâmına göre idare ediyorlardı. Reisler halka karşı vazifesini müdrik, müşfik, halk reislere karşı içten gelen bir istekle hürmetkar idi. Emir etsin, yahut emre tâbi olsun bütün Mu sakinleri tek Allah'a inanıyordu.
İlk kez James Churchward tarafından ortaya atılan, geçmişte üzerinde ileri bir uygarlığın bulunduğu, Pasifik Okyanusu’nda bir kıtanın varlığı konusundaki görüş, çeşitli belge ve bulgular mevcut olmakla birlikte, henüz arkeologlar arasında yaygınlık kazanmamış bir görüş veya bir varsayım olmaktan öteye gidememiştir. Türkler'in de Mu Kıtasından geldiği söylentileri de varsayım olarak eklenmiştir. Mu Kıtası, Türkiye'nin ilk cumhurbaşkanı M. Kemal Atatürk'ün talimatıyla kurulan bir ekip tarafından araştırılmıştır.
Varsayımı savunanların görüşleri
Yeryüzünde oluşan ilk kıtadır
Polinezya, Mikronezya ve Melanezyao kıtadan geriye kalan günümüzde ki takım adalarıdır.
Kıtanın altında yer alan gaz odalarının patlamasıyla birlikte 12 bin yıl önce 64 milyon nüfuslu ada sular altına gömülmüştür.
Mu’lar günümüze kıyasla manevi olarak çok ilerideydiler
Dört ırktan oluşan kıtada yazı dili farklı olmasına rağmen konuşma dilleri aynıydı
Mu uygarlığının varlığını desteklediği öne sürülen çeşitli bulgular şunlardır:
Büyük Okyanus’un tabanında sıradağların uzandığı Pacifica plakasının keşfi.
Mikronezya’nın Carolin Adaları’nda az nüfuslu yerlilerin yapamayacağı dev kalıntılara rastlanmıştır
Carolin Adaları’ndan, üzerinde az sayıda yerlinin yaşadığı Ponape Adası’nda duvarlarının yüksekliği 10 m.yi aşan bir tapınak, yontulmuş muazzam bazalt blokları ve bir piramit keşfedilmiştir. II. Dünya Savaşı’ndan önce Ponape kıyılarına dalan Japon dalgıçlar, deniz dibinde mercanlarla kaplı caddeler, taş kubbeler, sütunlar, taş anıtlar, ev kalıntıları, yazılı taş levhalar ve platin tabutlar gördüklerini bildirmişler ve bir miktar platin çıkarmışlardır.
Ponape’den fazla uzakta olmayan Nan Madol Adası’nda çoğunun ağırlığı on tona varan binlerce bazalt sütun bulunmakta, bunlardan kurulu yapı ada dışına taşıp denizaltında devam etmektedir
Cambier adasında Mısır mumyalarından daha eski mumyalar keşfedilmiştir.
Ancak bu bilgilerin hiçbiri Mu efsanesine delil olarak gösterilememiştir.
Mu kıtası hakkında en ayrıntılı bilgiyi James Churchward'ın Bir manastırda bulduğu ''naacal tabletleri''ne dayanan yazıtlardan alıyoruz.
Naacal Tabletleri ya da okunuşuyla Naakal tabletleri varsayımsal yitik uygarlıklardan Mu Uygarlığı'nın bilim rahipleri Naacaller’in tek tanrılı Mu dini ve kozmik bilgilerine ilişkin bilgilerinin yazıya geçirildiği tabletlerdir. Herhangi bir müzede sergilenmeyen bu tabletler Mu araştırmacısı James Churchward’un iddiasına göre Tibet’teki bir manastırın arşivinde bulunmaktadır. Bu manastırdaki rahibin açıklamasına göre, çok eskiden Orta-Asya’da yaşanan bir doğal felaketin ardından artakalan, Uygurlar’a ait Naakal tabletleri Tibetliler’in ataları tarafından Tibet’e taşınmıştır.
James Churcward elli yılı aşkın bir zaman içerisinde tüm dünyayı dolaşarak Mu ile ilgili pek çok belge elde etmiştir. Tbet bir mabedin başrahibi (rishi) tarafından kendisine gösterilen ve okutulan tabletler Naacal bilgilerini içermektedir. Churchward tabletleri okuyabilmek için Naga-Maya adını verdiği dili de, söylediğine göre, bu rishi’den (Doğu’da üstad anlamında kullanılan bir terimdir)
Naacal tabletleri'nden bazı ifadeler;
''Ulu büyük Melik'in… Ulu Hükümdarın, Yüce Tanrının karada gücü nedir? O Melik nebatatı büyütür, gökyüzünün rengini değiştirir... Bizi genç bitkilere, taze sürgünlere, yeni filizlere karşı müşfik kılan, bize gök yüzünün çeşitli renklerini seçtiren, yükselen bulutlan gösteren, parlak yıldızlar ile beraber gelen nimetleri, hafif çiyi, serinletici yağmuru gönderen, .güneşi;. ayın ışığını sevdiren büyük Melikin, Ulu Hükümdarın, Yüce Tanrının kudretini kâinat selâmlasın!... O, arzda insan yaratmış, insanları çoğaltmış, emirlere emir dinleyecekler, emir dinleyeceklere emirler ihsan etmiştir. İnsanları yaratan, emirlere salâhiyetler sunan, tebaaları itaatli kılan büyük Meliki, Ulu Hükümdarı, Yüce Tanrıyı kâinat alkışlasın.... Büyük Melikin, Ulu Hükümdarın, Yüce Tanrının denizde gücü nedir? O Melik gümüş balıklarını, yılan balıklarını, maymun balıklarını, ıstakozları, derin sularda yüzen iri balıkları, denizdeki diğer çeşit balıkları ve sair şeyleri deniz ile beraber halk etmiştir. Bu Yüce Hâlikı kâinat selâmlasın!... Bizi sineklerin, böceklerin, kurtların, diğer haşerelerin zararlarına karşı dayandıran odur. Onu, her şeyin Halikını, kâinat dualar ile yücelesin!
Mu kıtası sıcak, fakat pek münbit ve mahsuldar, ovalık bir memleket idi. Her tarafı güzel çayırlar, meralar, düzlüklerde bitmiş zengin ormanlar süslüyordu. Akışları sakin, muntazam, geniş yataklı, seyrüsefere fevkalâde müsait nehirler kenarında kalabalık nüfuslu, büyük, zengin şehirler vardı. Dünya cenneti denmeğe lâyık olan bu kıtada hiç yüksek dağ yoktu. Dağlar yalnız orada değil, dünyanın başka taraflarında da henüz fazla yükselmemişti. Mu ve Muluların mevcudiyeti yeryüzünde büyük dağların teşekkülünden evvelki jeolojik zamana, üçüncü arz devrine tesadüf ediyordu. Mu ormanlarında ve sularında bu devrin hayvanları yaşıyordu. Mu insanları her nevi hayvanı muti bir hale getirmenin yolunu biliyorlardı. Koca kıtayı pek düzgün yollar ile kurşuni örümcek ağını örnek tutarak örmüşlerdi. Yollar nereden başlar, nerede biter, kestirilemez idi. O kadar mükemmel yapılmışlardı ki, kalıntıları karşısında günümüzün mühendisleri, kaldırım ustaları gözlerine inanamamaktadırlar. Main şeklindeki kaldırım taşları yan yana konuvermiş değil, birbirine kopmayacak surette eklenmiştir. Ne taraftan bakılsa kenarlar hattı müstakim teşkil eder.
Mu kıtası ahalisi, bir hükümetin idaresi altında on kabileden terekküp ediyordu. Hükümet reisine Mu'nun güneşi: tacı, hükümdarı,,hâkimi, emîri mânasına Ra-Mu deniyordu. Ramu'lar ahaliyi Tanrı'nın vahiy ettiği mukaddes yazılar ahkâmına göre idare ediyorlardı. Reisler halka karşı vazifesini müdrik, müşfik, halk reislere karşı içten gelen bir istekle hürmetkar idi. Emir etsin, yahut emre tâbi olsun bütün Mu sakinleri tek Allah'a inanıyordu.