PDA

Orijinalini Görmek İçin Tıklayın : Paralel evren teorisi



Sub
24-05-2009, 00:13
11. boyut

Evren neden var oldu? Araştırmacılar, bu sorunun yanıtını "Her Şeyin Teorisi" adını verdikleri bir evren formülüyle yanıtlamayı umuyorlar. İngiliz astrofizik uzmanı Stephen Hawking, yeni bulgularıyla, içinde eşizlerimizin bulunduğu fantastik bir "hiper uzay"ın kapılarını açıyor. Biz diğer evrenleri göremiyoruz; ancak, Hawking teorisinde, paralel evrenlerde olanların bizim korkularımızı, becerilerimizi ve özlemlerimizi etkileyebileceğini ileri sürüyor.

http://www.focusdergisi.com.tr/bilim/00151/imperiaflex_0_0_0.jpg (http://www.focusdergisi.com.tr/bilim/00151/all_images.php) Diğer boyutlar, yuvarlanmış küçük küreler şeklinde uzay-zamanın bütün noktalarında yer alıyor Şu sırada, siz bu cümleleri okurken, paralel evrenlerdeki eşizleriniz de bu cümleleri okuyor olabilirler. Onlar da, bu teoriyi okuyunca, büyük olasılıkla sizin gibi inanmayacak ve başlarını sallayacaklardır.

İlk bakışta çılgınlık ya da bir bilimkurgu fantezisi gibi görünse de, bu teori tamamen matematiksel temellere dayanıyor. Stephen Hawking, "Sonsuz sayıda eşiz evrenler var" diyor. Hawking, Cambridge Üniversitesi'nin Matematik Bilimleri Merkezi'nde profesör olarak görev yapıyor. "Amyotrofik lateral skleroz" adı verilen bir sinir hastalığı nedeniyle, ünlü fizikçinin vücut kasları her geçen gün biraz daha eriyor. 1986'da bir soluk borusu ameliyatı sonucu sesini de kaybetti. O günden bu yana bilgisayar aracılığıyla iletişim kuruyor. Şu anda tamamen felçli, ancak zihni, inanılmaz bir hareketliliğe sahip. 59 yaşındaki astrofizikçi, evrenin var oluşunu açıklamak amacıyla yıllardır üstünde çalışılan "Her Şeyin Teorisi"sinin (Theory of Everything) formülünü oluşturmayı başardı ve buna "M-teorisi" adını verdi. Buradaki "M" (magic, mysterios, mother) büyülü, esrarengiz ya da her şeyin (bütün teorilerin) anası olarak değerlendirilebilir.

Teori, uzayı, içlerinde bizim eşizlerimizin bulunduğu başka evrenlerden oluşan çok boyutlu bir labirent olarak görüyor. Hawking, bu "kobold evrenler"in yaşayanlarını "gölge insanlar" olarak nitelendiriyor. Yani, bizim evren olarak tanımladığımız belki de, gerçekte iç içe geçmiş, birbirini şekillendiren ve hatta belki birbiriyle iletişim halinde olan, birbirine paralel çok sayıda evrenlerin bulunduğu sonsuz bir uzayın minik bir kesiti.

Bu, sadece birçok esrarengiz olguya aniden bambaşka bir açıdan baktığı için değil, aynı zamanda sıradan yaşamımızın bu kadar basit olmadığını göstermesiyle de büyüleyici bir evren tasviri. Birçoğumuz, yaşadığımız olaylara hep daha fazla anlam yükleme eğilimindeyiz. "Yaşamımda, ne olduğunu bilmediğim bir değişiklik olacağını hissediyorum" dediğimiz anları hepimiz yaşamışızdır. Korkular, hayaller, özlemler, fikirler... Ortada neden yokken, birden bire nasıl çıkıyorlar, nereden geliyorlar?

Genç iş adamı, her pazar sabahı eşiyle birlikte tenis oynuyordu. O gün de, bütün diğer pazar sabahları gibiydi. Daha farklı geçeceğini gösteren en ufak bir belirti yoktu. Ancak, bir süre sonra iş adamı oyunu savsaklamaya başladı. Servis atışları hep fileye takılıyordu. Konsantrasyonu tamamen dağılmıştı. Huzursuzluğu giderek arttı. Birden aklına annesi geldi ve bu düşünceyi bir türlü kafasından silemedi. Eve döndüklerinde telefonları çaldı, arayan babasıydı. Öğlene kadar her yerde onu aramıştı. Annesi bir kalp krizi geçirmiş ve hastaneye kaldırılmıştı. İş adamının konsantrasyonu, bu olayı sezinlediği için mi dağılmıştı? Peki nasıl sezmişti bunu? Böyle bir olaya, şimdiye kadar sadece parapsikoloji uzmanları açıklama getiriyorlardı. Bilim adamları, ciddiyetsizlikle suçlanmamak için böyle konuların üstünde durmamayı tercih ettiler.
http://www.focusdergisi.com.tr/bilim/00151/imperiaflex_0_1_0.jpg (http://www.focusdergisi.com.tr/bilim/00151/all_images.php) Uzay-zamanın bükülmesiyle oluşan "solucan delikler"in zaman yolculuğunu mümkün kılabileceği düşünülüyor. Stephen Hawking'in geliştirdiği evren teorisi, hesaplamalara dayalı yepyeni bir açıklama getiriyor. Hawking, mantıksal olarak, beynimizde hiçbir şeyin bir bütünden bağımsız gerçekleşmediğini ileri sürüyor. Yani, tenis kortundaki olayları şöyle açıklayabiliriz: Görülebilir evrenimizin dışında, iç içe geçmiş ve eşizlerimizin bulunduğu, görülemeyen daha çok sayıda evren var.

İş adamı, annesinin geçirdiği kalp krizini telefonla öğrenmediğine göre, dolaylı yollardan öğrendi; yani eşizlerinden biri aracılığıyla.
Eğer Hawking haklıysa, daha pek çok olgu paralel evren teorisiyle açıklanabilecek. Hiçbir neden ya da bulgu olmadığı halde neden bazen korkuya kapılıyoruz? Eşizlerimiz o anda bu korkuları yaşadıkları için mi? Neden bazı insanlarla ilk kez tanıştığımız halde, sanki onu uzun süredir tanıyormuşuz duygusuna kapılıyoruz? Başka bir dünyada onu uzun süredir tanıdığımız için mi? Ya ilk bakışta aşk? Aslında böyle bir şey belki de yok ve her şey başka bir evrende yaşanan bir aşkın o an için hissedilmesinden ibaret. Gerçekten de, bir bilimkurgu senaryosuna benziyor. Stephen Hawking, bu fantastik fikre nasıl ulaşmıştı acaba?
Bilim adamı, böyle bir evren teorisine nasıl ulaştığını, "Ceviz Kabuğundaki Evren" adını verdiği son kitabında açıklamış.

Bu adı verirken İngiliz oyun yazarı William Shakespeare'in "Hamlet"inden esinlenmiş. Eserde Hamlet, "Ey Tanrım, ceviz kabuğunun içine hapsolsam da, kendimi bütün âlemlerin kralı gibi görebilirdim, keşke şu kötü rüyalarım olmasaydı..." diyordu. Hamlet'in bu derin iç çekişi, sanki düşünür Hawking'i tarif ediyor.

Hastalığı onu, ceviz kabuğu olarak nitelendirilebilecek hareketsiz vücudunun içine hapsetmiş. Ancak, o aklıyla, sonsuzluğa, yani evrene hakim olmak istiyor. Hawking, Hamlet'in sözlerini şöyle yorumluyor; bütün fiziksel engellere karşın, sadece beynimizin gücüyle uzayı araştırabilir ve teknik açıdan ulaşılması mümkün olmasa da, teorik olarak, ilginç bölgelerin kapılarını aralayabiliriz.
Hawking'in geliştirdiği formül, makroskobik evreni ve temel parçacıkların mikroskobik dünyasını tanımlamakla kalmayacak, "Büyük Patlama" ve onunla birlikte zaman ve uzay boyutlarının başlangıcını da hesaplanabilir hale getirecek. Böylece insan, evrenin en büyük gizemine, daha doğru bir yaklaşım gösterebilecek: Evrenin, var olmak için bir tanrıya ihtiyacı var mı? Yoksa varlığı, tamamen bilinen fiziksel yasalara mı dayanıyor?
Bugün 59 yaşında olan fizikçi, bazı basın organları tarafından Albert Einstein ile bir tutuluyor. Ancak birçok meslektaşı, bu karşılaştırmanın Einstein için bir haksızlık olduğunu belirtiyor. Ne de olsa bilim adamı, evreni açıklamaya yönelik geliştirdiği "görelilik teorisi"yle, tam bir devrim yaratmıştı. Ama Hawking yeni bir teori kurmamış, Einstein'ın kuramını temel alan bir teori geliştirmişti.
Bilim olimpiyatında Hawking, 1974'te keşfettiği ve kendi adını verdiği ışınım ile ön plana çıktı: Fizikçi, temel parçacık demetinin bir kara delik yakınında bulunduğunda, nasıl davranacağını hesapladı. Belirli kütleye sahip bir yıldız, ömrünün sonunda, kendi çekim kuvvetinin etkisiyle çöküyor ve uzay ile zamanın anlamını yitirdiği, yani kaybolduğu, sonsuz yoğunluğa sahip bir yapıya, yani kara deliğe dönüşüyor. Kara deliğin çekim alanı o kadar güçlü ki, ışın da dahil hiçbir şey çekim alanından kurtulamıyor. Fizikçiler bu duruma "tekillik" adını veriyorlar. Hawking, çevresindeki her şeyi yutan bu tuzakların tamamen karanlık olmadıklarını, ışın yaydıklarını gösterdi. İçinde yaşadığımız evrenin de, "tekillik" durumundayken, Büyük Patlama ile birlikte şekillenmeye başlaması, Hawking'in buluşunu daha da önemli kıldı. Bu sayede bir gün, belki de yaratılış hikâyesinin sıfırıncı saniyesine ulaşılabilirdi. Hawking, "hiçlik" ile "varlık" arasındaki geçiş anının aydınlatılmasının, "Tanrı'nın planı"nı ortaya çıkarmak anlamına geldiğini düşünüyor.
Bilim adamları, bir "tekillik" durumunun olup olmadığını; bir büyük patlamanın yaşanıp yaşanmadığını; zaman ve uzay boyutlarının bu patlama sonucu ortaya çıkıp çıkmadığını uzun süre tartıştılar.

Çünkü, İngiliz fizikçi Isaac Newton'ın 300 yıl önce kabul ettiği gibi, zamanın sonsuz bir geçmişten sonsuz bir geleceğe uzandığına inanıyorlardı.

http://www.focusdergisi.com.tr/bilim/00151/imperiaflex_0_2_0.jpg (http://www.focusdergisi.com.tr/bilim/00151/all_images.php) Stephan Hawking Newton'ın teorisi, Albert Einstein tarafından geliştirilen "Genel Görelilik Teorisi"yle geçerliğini kaybetti. Yeni teori, zaman, uzay ve maddeyi bir birinden ayrılamaz bir bütün olarak düşünüyordu.

Bütün kütleler, ister dev gökadalar ister küçücük asteroitler, uzay-zamana şekil veriyorlar. Bu şekillenme, madde ve ışığın uzaydaki hareketini belirliyor. Önce Roger Penrose, sonra da Hawking, 1969'da Büyük Patlama'nın gerçek olduğunu ispatladıktan sonra, çekim kuvvetine dayalı teoriyi daha da geliştirdiler.

Yoğunluk, Büyük Patlama sırasında kuşkusuz çok daha fazlaydı; ne de olsa, evrendeki bütün kütleler bir aradaydı. Patlama gerçekleşince, çevreye hayal edilmesi güç büyüklükte bir enerji yayıldı. Bu ilk enerji, temel parçacıklara ve maddenin kaderini belirleyen dört kuvvete dönüştü. Kozmologlar asıl sorunu, işte bu dört kuvvet konusunda yaşıyorlar. Bir evren formülü, bütün zamanlar ve evrendeki bütün olaylar için geçerli olmalı; yani son bir denklem, mikrokozmoz ve makrokozmozda etkili bütün kuvvetleri içermeliydi. Bugüne kadar yapılan matematiksel hesaplamalar, sadece üç kuvveti kapsıyordu: elektromanyetik kuvvet (elektronları atom çekirdeğine bağlıyor), "güçlü kuvvet" (atom çekirdeğini bir arada tutuyor) ve "zayıf kuvvet" (radyoaktif parçalanmayı sağlıyor)... Buna karşılık, bütün çabalara rağmen, dördüncü kuvvet olan kütle çekimi, bir türlü "Her Şeyin Teorisi" ne dahil edilemedi. Nedeni ise, çekim gücünün sadece maddelerde bulunması. Büyük Patlama sırasında kütle, maddesel olmayan bir nok-tada, "hiçlik"i ifade eden bir kuvantumda yoğunlaşmıştı. Araştırmacıların, "tekillik" durumunu daha iyi anlayabilmeleri için her iki teoriyi "Kuvantum Çekim Kuvveti"nde birleştirmeleri, yani "Çekim Kuvvetinin Kuvantum Teorisi"ni geliştirmeleri gerekiyordu. Ancak, bunu bir türlü başaramıyorlardı.

"Her Şeyin Teorisi"ne giden yolda başka bir sorun da, atomun standart modelinde yaşanıyordu. Parçacıklar, bazı matematiksel işlemlere tabi tutulduklarında, ortaya anlamsız ve sonsuz değerler çıkıyordu. Ayrıca standart model, ne parçacık kütlelerini ne de doğal kuvvetlerin şiddetini açıklıyordu. Bunlar formülde sabit değerler olarak yer alıyordu.
80'li yılların ortalarında, fizik uzmanları John Schwarz ve Michael Green'in uğraşıları sonucu bir çözüm yolu bulundu. Onlara göre anlamsızlıklar, parçacıkların, denklemlerde sonsuz küçük noktacıklar olarak ele alınmasından kaynaklanıyordu. Peki ama, parçacıkların iplikçikler gibi esneme yetenekleri olsaydı ne olurdu? Yaklaşık 10 yıl önce geliştirilen, ancak daha sonra hesapları çıkmaza sokan "sicim teorisi", atomaltı parçacıkları nokta şeklinde değil, iplik (sicim) şeklinde tanımlıyordu. Sicimler, bir kemanın telleri gibi salınan, 10 (üzeri -33) santimetre uzunluğunda, minicik iplikçiklerdi. Sicimler şimdiye kadar gözlenemedi; ancak, büyüklüğü matematiksel olarak hesaplanabiliyor: Bir sicimin bir atomun büyüklüğüne olan oranı, bir atomun bütün Güneş Sistemi'ne olan oranına eşit. Ayrıca, belirli bazı sicimlerin, kütle çekimine sahip olduğu ve sicimlerin, aynı zamanda kuvantlar oldukları da bilinenler arasında. Hawking, buradan yola çıkarak "kütle çekiminin kuvantum teorisi"ni geliştirdi.

Stephen Hawking, sicimlerle ilgili çok sayıda hesaplama yaptıktan sonra şu sonuca ulaştı: Evreni üç veya dört boyutlu kabul ettiğimiz sürece, geliştirilen "Kütle Çekiminin Kuvantum Teorisi" bizi tek bir evren formülüne götürmüyor. Dolayısıyla çözümü, çok boyutlu alanlarda aradı. Bu nedenle de sicimde takılıp kalmadı ve hesaplar yaparak, sicimlerden çok boyutlu kuvantlar elde etti. Bunlara "membran" adını verdi ve daha da kısaltarak "bran" olarak kullandı. Bu bran'lar, birden fazla boyutta varlık gösteriyorlardı. Hesaplamalarına devam ederek bir sınıra ulaştı: Evrende on bir boyut vardı.
Peki bütün o boyutları neden algılayamıyoruz? Hawking nedenini şöyle açıklıyor: Büyük Patlama'nın ardından, zaman boyutu ile üç tane uzaysal (uzunluk, genişlik, yükseklik) boyut açılarak kozmik büyüklüğe dönüştü. Kalan yedi boyut, konumlarını değiştirmeden, yani sicim kadar bir alanı kaplayacak büyüklükte, bir gonca gibi sarılı olarak kaldılar. Bilim adamına göre, böyle yedi boyutlu bir yumak, evrenin her noktasında mevcut.

MTeorisi'ne göre, evren iki boyutlu bran'larla kaplı. Bu branlar için üçüncü boyut, bran'ların frizbi plakları gibi, içinde oradan oraya uçtukları ve hiç birbirlerine çarpmayacakları büyüklükte bir "hiper uzay". "Üç boyutlu kütlecikler" hiç fark edilmeden dört boyutlu bir uzaya, "dört boyutlu kütlecikler" beş boyutlu bir uzaya vb. giriyorlar. Hawking, bu noktada kendi kendine şu soruyu sormuş: "Üstünde yaşadığımız Dünya nasıl yorumlanmalı?" Yanıtını ise şöyle vermiş: "Bizim gözlemleyebildiğimiz evren, belki de hiper uzayda süzülen üç boyutlu bir bran'dan öte bir şey değil. Ve evrenimiz bu uzayın içinde yalnız değil. Çünkü, sürekli yeni evrenler, yeni bran'lar doğu-yor.

Fizikçiler, bu olaylara "kuvantum fluktuasyonu" adı veriyorlar. Hawking, böyle bir kuvant oluşumunu, kaynayan sudaki hava kabarcığı oluşumuna benzetiyor. Bu kabarcıklardan bazıları patlıyor, bazıları da içinde bulunduğumuz evren gibi esneyerek genişliyor.
Bilim adamı, sürekli bir üst boyuta geçen branlar'la ilgili, insanın başını döndüren bu varsayımı biraz daha somutlaştırabilmek için, hologram örneğini veriyor: Hologramlarda, doğru açıdan bakıldığında, iki boyutlu bir yüzeyde, üç boyutlu bir nesnenin görüntüsü fark ediliyor. Başka bir deyişle, daha yüksek boyuttaki bilgiler, daha düşük boyuttaki bir oluşumun içine kodlanıyor. Öyleyse, üç boyutlu dünyamızda gerçekleşen her şey, aslında daha yüksek boyutlu bir dünya tarafından üretilmiş olabilir mi? Ya da bir paralel dünyanın sadece yansıması olabilir miyiz?
Hawking'e göre bu soruların yanıtı evet!

Yaşamımız, dünyalı olmayan yaratıklar tarafından oynanan bir bilgisayar oyunu, biz de bilgisayarlarla üretilmiş oyuncular olabiliriz. Belki de, sadece bakıp eğlendikleri hologramlarız.
Hawking'in teorisiyle, kehanet ve telepati gibi metafizik konular da belki daha doğru yorumlanabilir: Bir hologramda, üç boyutlu bilgiler, iki boyutlu yüzeyin her noktasında kodlanmış olarak bulunuyor. Hologram levhasını kırdığınız ve parçalardan birini ışık altında incelediğiniz zaman, içinde kodlanmış olan üç boyutlu nesnenin yine tamamını görürsünüz. Çünkü, nesneye ait üç boyutlu bilgilerin tamamı, yüzeyin her noktasında ayrı ayrı kodlanmış bulunuyor.

Dünyamız eğer bir hologram ise, bütün bilgiler, yine Dünya'nın her yerinde ayrı ayrı bulunuyor olmalı. Bu açıdan bakıldığında, bu matris bütününün bir parçası olan kişinin, normalde görülemeyen bilgileri bazen fark etmesi çok da olağanüstü sayılmaz. Belki de kâhinler, böyle bilgileri algılayabilen ve okuyabilen insanlardır.
Hawking bu düşüncesinde yalnız değil. Bu varsayımı geliştirirken Hawking'e eşlik eden evrenbilimci Alexander Vilekin, "Uzayda, Al Gore'un ABD başkanı olduğu ya da Elvis Presley'nin hâlâ yaşadığı paralel evrenler olabilir" diyor.

Hawking daha da ileri giderek paralel başka bir evrene geçmeyi hayal ediyor. Fizikçi, bilimkurgu dizisi "Star Trek"e, konuk sanatçı olarak katıldığı bölümünde, Isaac Newton ve Albert Einstein ile poker oynamış, Marylin Monroe da dizinde oturarak ona şans dilemişti. Bilim adamı "Her türlü hikâye gerçek olabilir; bir evrende Marylin Monroe, diğer evrende de Kleopatra ile evli olabilirim. Böyle olduğuna dair elimizde bir kanıt yok. Keşke olsaydı, o zaman poker oyununda çok para kazanabilirdim" diyor.
Sicimler ve branlar'dan oluşan bu fantastik bakış açısı gerçek olabilir mi? Hawking, evrenin varlığını tek bir formülle açıklayacak "Her Şeyin Teorisi" nin henüz tamamlanmadığını, bunun belki de ancak 21. yüzyılın sonuna doğru mümkün olacağını belirtiyor. Ancak formül tamamlandığında da Tanrı'nın evren formülüne ulaşmış olacaklarını, bu noktanın da insan aklının nihai zaferi olacağını belirtiyor.

http://www.focusdergisi.com.tr/bilim/00151/

Essovius
24-05-2009, 00:41
paralel evren bizim bilincimizi ve duygularımızı nasıl etkiliyor orasını anlayamadım.yani tenis oynayan adam annesinin kalp krizi geçirdiğini hissettiyse ve bu his ona paralel evrenden geldiyse paralel evrenin aynalama yaparken fazladan birşeyleri gönderdiği-gösterdiği manasına gelmez mi bu?

sarho$
24-05-2009, 00:45
belki paralel evrende tenis oynamıyodu da o adam, annesinin yanındaydı kalp krizi geçirirken
o sebebtenmiştir belki de kimbilir :hmmm

Essovius
24-05-2009, 00:46
ayrı dünyalarda aynı adamdan birkaç tane varsa hangisi hangisini etkiliyor?

sarho$
24-05-2009, 00:47
tenis oynayan da ötekisini etkiliyodur tabi
ama annenin kalp krizi geçirmesi olayı daha mühim olduğu içün o ağır basıyodur

Sub
24-05-2009, 00:57
paralel olan evrenle içinde bulunduğumuz evren arasında zaman farkı da oluşmuş olabilir belki.

Essovius
24-05-2009, 01:06
zaman farkı varsa o zaman paralel evren olmazdı sanırım :roll

paralel evrenlerdeki kişiler ve olaylarla bağlantıya geçmenin en rahat yolu lucid rüyalar sanırım.

Sub
24-05-2009, 01:39
lucid ruya dediğin şey kontrol edilebilen ruya değil mi? bunun paralel evrenle iletişime geçmek için nasıl kullanılacağını anlayamadım.

Essovius
24-05-2009, 02:07
bu yazıda paralel evrenin bize haber yolladığından bahsedilmiş. insanlar geçmişi,şimdiki zamanı yada geleceği lucid rüyalarla görebiliyorlar. bunun daha üst versiyonu da astral seyahat oluyor yani.yukarıda okuduğum yazı doğruysa yapılan astral seyahat paralel evrenle bağlantıya geçmektir. illa rüya şart değil tabi psişik yetenekleri olan insanlarda nasıl olduğunu anlayamadığımız şekilde bazı bilgilere ulaşıyorlar.

kelebek
24-05-2009, 02:08
Birden aklıma The One filmi geldi. Kişi 100 evren arasında gidip geliyor her evrendeki eşini öldürüp gücün kendisinde birikmesiyle tanrı olmaya çalışıyordu. Eh insan aklı işte.

Öncelikle zamanda yolculuğu gerçekleştirebilmek ışık hızını geçmekle mümkündür. Işık hızını geçebilecek maximum materyalin kütlesi sıfır olması gerek. Yani molekül biyana bir atom ve hatta sadece onun çekirdeği dahi bu yolculuğu gerçekleştiremez. Gerçekte zaman gezmenleri vardır, fakat sistem bu evrenin kurallarıyla çalışmaz. Zamanda ileriye sıçramak bilimsel olarak kanıtlansada, ki saatte 17.500 km hızla 3 yıl boyunca yolculuk yapan bir uydu dünyaya döndüğünde 0,5 sn zamanda ileri sıçrama yapar. Zamanı durdurmak için ışık hızına ulaşmak geriye gitmekse ışık hızını geçmekle mümkün olur. Işık hızını aşınca aynı orantıda zaman tersine akar. Fakat tüm bunlar evren yasalarına göre imkansızdır. Benim bir teorime göre bir tuğlayı bozulmadan ışık hızına ulaştırırsanız evren çöker.

En nihayetinde evrendeki minumum küçüklük 10^-33 maximum hız ise 10^-43 sn dir. Işık planck sabitini 10^-43 sn de geçer. Bu sınırların dışındakiler kuantum köpüğüdür.
Kısacası ''Hawking ışıması'' ( Hawking'in kendi teorisi) oluştuktan sonra sonsuz karanlığa mahkum olan evrenin yapamayacağı şey entropi'sini tekrar sıfırlayıp Big Bang yapmasıdır.

boshver
24-05-2009, 02:57
Lucid ruya ile bence de alakasi yok,nihayetinde uyumadan once kendini sartlaman ve istedigin seyi gormen saglaniyor.Lucis ruyada kendinden baska bir karaktere de gecebilirsin.
@kelebek, sanirim zaten Hawking seneler once 11 evren icinde sadece takiyonlar seyahat eder, 11 evrenin disina cikilmaz gibi bisey demisti.

kelebek
24-05-2009, 03:06
Takyonlar ak deliğin ötesinde varsayılıyor, zaten evren yasalarının dışında oda.

boshver
24-05-2009, 03:10
Demek istedigim (en azindan) yukaridaki yazida evrenler arasi madde gecisinden bahsedilmiyor.

kelebek
24-05-2009, 03:32
Hawking daha da ileri giderek paralel başka bir evrene geçmeyi hayal ediyor.

...

boshver
24-05-2009, 15:51
Bu yaziyi kim yazmissa onun dusuncesi, Hawkingin kaleminden boyle bisey cikmamis.

sarho$
25-05-2009, 13:12
paralel evrenlerden birinde çıkmıştır belki

flying_dagger
25-05-2009, 13:34
bide astral seyahat diye bişi var , deneyen oldumu :silly

PeNTaGRaM
25-05-2009, 15:08
Ben olmu$um paralel evren

zufall_allen
25-05-2009, 15:22
bu yazıda paralel evrenin bize haber yolladığından bahsedilmiş. insanlar geçmişi,şimdiki zamanı yada geleceği lucid rüyalarla görebiliyorlar. bunun daha üst versiyonu da astral seyahat oluyor yani.yukarıda okuduğum yazı doğruysa yapılan astral seyahat paralel evrenle bağlantıya geçmektir. illa rüya şart değil tabi psişik yetenekleri olan insanlarda nasıl olduğunu anlayamadığımız şekilde bazı bilgilere ulaşıyorlar.
astral seyahati lucid rüyaların daha üst versiyonu olarak tanımlamanın çokda akla yatar bi fikir olduğunu sanmıyorum.lucid rüya beyinle ve kısmi bilinçle gerçekleşen rüyalarını kontrol edebilme hali ama astral seyahatdeyse oluşturduğum astral beden yani bi enerjiyle boyut değiştirebiliyosun bikaç tane var olduğunu sölüyo yazıda ama birden fazla astral beden oluşturamazsın aklını bölmeyide başarabilirsen belki ama aynı anda iki yerde beyin olark bulunamazsın zaten bu üstte bahsedilen evrenin boşluğuyla alakalı olsa gerek astral seyahatle geçiş mümkünde olabilir olmayadabilir ama ilginçmiş..helal olsun adamı takdir ettim o halde bile kafa zehir maşallah..

ShadowSong
22-07-2009, 06:43
Bu yasa doğru çıkacak,bütün sicim teorilerinide içine alıcak ve ilk evrenin varoluşundan bugüne kadar ki süreci açıklayacak fakat insanlar anlayamayacak malesef,hawkingin dediği gibi.

@kelebek tuğla değilde başka bir katı maddeyi o hıza ulaştırabiliriz,fakat sonuç ne olur?evren çok katmanlıysa nasıl 1 tuğlaysa çökebilir?tek katmanlı kabul etsek dahi çökme ve evren kavramları yine çok uzak.



bu yazıda paralel evrenin bize haber yolladığından bahsedilmiş. insanlar geçmişi,şimdiki zamanı yada geleceği lucid rüyalarla görebiliyorlar.
Lucid değil,precognitive rüyalarla gelecek görüldüğü iddaa ediliyor Jung tarafında ve bu genelde bölüm bölüm değil (yani gelecekle ilgili bir rüyanda geçmiştende bir kısım olabiliyor) çünkü tüm zamandan bilgi alıyorsun (geçmiş+şimdi+gelecek) = toplanmış bilinçaltı..
Ben yinede çok inanmıyorum bu teoriye,çok ince ayrıntısına kadar olan rüyalarım oldu fakat her insan gecede 4 rüya görüyor;dünyada 7 milyar insan var,28 milyar rüya görülüyor 1 gecede.Bunların bir kısmında elbette bilinçaltı geleceği doğru tahmin edicek,fakat yinede kafamı kurcalayan şey,rüyalardaki ufak ayrıntıların çıkması..Yine de rüyaları,psişik olayları bunla düşünmek,şuan için saçma,teoriyle ilgili bir bağlantı yapmak sadece,sallamak şu aşamada.

kelebek
22-07-2009, 16:59
@kelebek tuğla değilde başka bir katı maddeyi o hıza ulaştırabiliriz,fakat sonuç ne olur?evren çok katmanlıysa nasıl 1 tuğlaysa çökebilir?tek katmanlı kabul etsek dahi çökme ve evren kavramları yine çok uzak.

Bu benim teorim başka hiçbir fizikçiyi bağlamaz. Ayrıca hiçbir katı yada sıvı madde o hıza ulaşamaz. Ama olaki ulaştı evren'e veda edebilirsin. :sevimli:
Çok katmanlı olması süper uzay'ın yada tachyon evreninin etkileneceği anlamına gelmez. Teoride süper uzay'ın 1cm²ne 1,5 milyar bizim evren sığıyor.

Michael Faraday
24-07-2009, 22:31
Benim teorime göre de insanlar pararel evrenlerde zaten sürekli geçiş yapmakta. Yalnız bu geçiş öyle istedikleri senaryonun olduğu evrene değil, fiziksel, zihinsel ya da ruhsal etki yaptıkları objelere göre şekilleniyor. Yani aslında basit, sürekli oturur ve hiçbir şey yapmazsan açlıktan ölürsün, böyle kötü bir evrene kendini atmış olursun. Ya da sürekli çalışırsın ve hayatta önemli bir konuma gelirsin. Fakat burada bir nokta var belki kimse bilmez ama, "Secret" kitabında da bahsedildiği gibi, hayal edip onun gerçekleşeceğini kabul etmek de önemli bir konu. Yani sufi ya da diğer dinlerden, inançlardan mistikler olsun, düşünce ile maddeyi etkilemişlerdir. Eğer onlar gibi olabilsek belki daha büyük geçişler de yapabiliriz. :)

ShadowSong
20-08-2009, 04:25
Benim teorim,senin teorin?Tabi adamın teki sallamasyon bir yazı yazarsa,peşinden teori sallayan çok olur.

Ciddi birkaç bilgi veriyim.Bu yazıda S.Hawkingten bahsedilmiş;S.Hawking 2004 yılında bu teorinin çıkmaza girdiğini,bir nevi Gödel'in yine haklı çıktığını açıkladı.Modern fizik k*çını ne kadar yırtarsa yırtsın her teorisi ispatsız yada eksik kalacaktır(herşeyin teorisi için),gödel her zaman haklı çıkıcaktır.Sadece ben demiyorum S.Hawkingte buna katılıyor.

Yazıda S.Hawking'in kitabından esinlenerek Tenis oynayan adamın annesinin kalp krizi hikayesi anlatılmış.Ben söz konusu kitabı okudum böyle bir örnek bulamadım;farzedelim ki böyle bir örnek var,yani biz paralel evrenlerden bilgi aktarabiliyoruz,e burada daha büyük sorun olmaz mı?Sonsuz tane sonuç/sonsuz tane evren var?Ben belki annemin kalp krizi geçirmediği bir evrenden bilgi aldım?

Son olarak;yapılan testlerden örnek vermek gerekirse,evet paralel evrenler "belki" olabilir.Fakat paralel evrenler,günümüzdeki 11 boyutlu teoride düşünürsek "negatif" sonuç alıyoruz.

Sallamaya devam focus dergisi,ve adını bilmediğim editör:saksak:

west
20-08-2009, 14:20
paralel evren ne ola ki?:gözdön:sigaralib